Genel

BODRUM YALIKAVAK’TA BİR AKŞAM

GİRİŞ

Bodrum’un Yalıkavak tarafında bir akşamüstü vardı. Deniz dümdüz değildi ama dalga da sayılmazdı, hafif kıpır kıpırdı. Rüzgâr bazen esiyor bazen duruyordu; durunca sıcaklık yüzüne daha çok çöküyordu, esince tuz kokusu daha net geliyordu. Yalıkavak’ta yürürken bazı yerler fazla “düzenli” gibi duruyor ama araya sıkışmış küçük sokaklarda hâlâ eski Bodrum hissi kalıyor.

SAHİLDEKİ SESLER

Bir köşede taş duvarın dibinde oturan kedi, başka bir köşede sürekli kapanıp açılan bir kapının sesi, uzaktan gelen motor uğultusu… İnsan bunların hepsini aynı anda duyunca kafası boşalıyor. Bazı tekneler kıpırdamadan duruyor, bazıları yavaşça yer değiştiriyor. Bir yerden müzik geliyor ama ne şarkı olduğu önemli değil, arka plan gibi.

IŞIK VE HAVANIN DEĞİŞMESİ

Güneş inerken ışık her şeyi sarı değil de sanki tozlu altın gibi yapıyor. O anlarda Yalıkavak daha sakinmiş gibi görünüyor. Düşünceler tam netleşecekken rüzgâr bir şey söylüyor ve cümle dağılıyor. Sanki her şey “tam anlatacakken” yarım kalıyor ama bu kötü değil, aksine hafifletiyor.

YALIKAVAK’IN İÇİNDEKİ ÇELİŞKİ

Bir yanda pahalı yerlerin ışıkları, diğer yanda market poşetiyle yürüyen bir aile. Bir yanda fotoğraf çeken turistler, diğer yanda “akşam ne yesek” diye konuşan yerliler. Hepsi aynı sokakta yan yana. Dışarıdan bakınca burası tatil, burası gösteriş, burası huzur, burası kalabalık diye etiketlemek kolay. Ama içine girince hepsi aynı anda oluyor.

GECEYE DOĞRU

Gece olunca hava biraz açılıyor. Deniz karanlıklaşıyor ama ses daha çok duyuluyor. Bir süre durup bakınca, Yalıkavak’ın olayı aslında çok basit: deniz var, rüzgâr var, ışık var, bir de insanların sürekli bir yerlere yetişme hali var. Sen de o akışın içinde yürüyorsun, sonra bir yerde duruyorsun, bir şey içiyorsun, bir an için her şey normalleşiyor.

 

KISA SONUÇ

Bodrum’un Yalıkavak’ı, aynı anda hem yorup hem iyi gelen bir yer. Kalabalığıyla, rüzgârıyla, ışığıyla… Bazen sadece yürümek bile yetiyor.